Doğumun Psikoseksüel Boyutu: Doğum ve Cinsellik Arasındaki Bağ
Ebe Gizem Çıtırık Nisan 21, 2026 119 0

Doğum, yıllardır çoğunlukla tıbbi bir olay gibi anlatılsa da aslında kadın bedeninin en derin, en içsel ve en psikoseksüel süreçlerinden biridir. Ünlü doğum hekimi Michel Odent'in sıkça vurguladığı gibi, "Doğum, cinselliğin devamıdır." Bu cümle ilk duyulduğunda şaşırtıcı gelse de, hem hormonlar hem bedenin çalışma sekli hem de psikolojik süreçler bunu net biçimde doğrular.

Doğum ve cinsellik aynı sistem tarafından yönetilir: Oksitosin, güven, mahremiyet ve gevşeme. Bu yazıda doğum ve cinsellik arasındaki bağı hem bilimsel temelde hem de bir doğum destekçisi ebe bakış açısıyla birlikte inceleyelim. Ve işte başkahramanımız Aşk hormonu: “OKSİTOSİN”. Burada Michel Odent'i yine anmak isterim, ünlü hekim “Sevginin hangi yüzünü ele alırsak alalım, oksitosin işin içindedir” der. Orgazmda, sarılmada, emzirmede ve “DOĞUM” da salgılanan aynı hormondur.

Doğumun baş tacı oksitosin beynimizin duyusal kısmından yani limbik sistemimizden salgılanır. İnsan beyninde limbik sistem neokorteks adı verilen gelişmiş bir beyinle çevrelenmiştir. Yani beynimizin akılcı, düşünen, rasyonel kısmı. Hem doğum sürecinde hem de cinsel bir deneyim anında bu rasyonel beynin uyarılması engelleyici bir etki yapar. Tıpkı gözlenirken cinsel birliktelik yaşamamak ya da çok düşünürken orgazm olamamak gibi. O zaman şunu anlamalıyız; Doğumun ilerleyebilmesi için kadının: “Güvende hissetmesi, rahat olması, gözlerden uzak olması, mahremiyetin korunması gerekir.”

Mahremiyet Olmadan Doğum Zorlaşır

Bir kadın nasıl rahat bir ortamda daha kolay orgazm olursa aynı şekilde rahat bir ortamda da daha kolay doğurur. Gürültü, fazla fazla ışıklar, sık muayene, kalabalık, korku, negatif iletişim dili... Bunların hepsi adrenalini yükseltir ve oksitosin arkasına bakmadan kaçar.

Peki doğum desteği, ebe bu tablonun neresinde?

Bu destek içerisinde mahremiyet korunur, yabancılar mümkün olduğunca uzak tutulur, bilgi süzülür, sorular ve müdahaleler minimum düzeyde tutulur. Sürekli desteklenen, korunan ve bakımı sağlanan kadın (limbik sistemi uyarmadan) yoğun bir hastanede bile korkularından uzaklaşabilir. İdeal olarak kadın doğum eyleminde, kendisini dinleyen, sessizce gözleyen ve ona sabırla cesaret veren aile bireyleri ve profesyoneller ile bir arada olmalı ve ihtiyaç duyduğu mahremiyetin sağlandığından emin olmalıdır. Yine bir Michel Odent sözü ekleyelim: “Sağlık çalışanları doğum sürecini cinsel yaşamın bir parçası olarak kabul ettiklerinde bir devrim gerçekleşecek.” Aslında burada doğum ekibine karar vermenin önemini de görmüş oluyoruz.

Özetleyecek olursak asında burada vurgulamak istediğim doğumu cinsel bir olay yapmak değil. Doğumun bedenin cinsel-üreme sistemi tarafından yönlendirilen bir süreç olduğunu kabul etmektir. Bu bakış açısı şunları sağlar:

  • Kadının bedeniye barışması,
  • Doğuma korkuyla değil güvenle hazırlanması,
  • Mahremiyetin öneminin anlaşılması,
  • Destekleyici ekibin daha bilinçli olması,
  • Travmatik doğum oranının azalması.

SONUÇ: DOĞUM, KADININ EN DERİN İÇSEL AKIŞIDIR.

Doğum kadının yalnızca rahminin değil; kalbinin, zihninin ve cinsel enerjisinin de birlikte çalıştığı bir süreçtir. Bu nedenle doğum ne kadar mahrem, güvenli ve destekleyici ortamlarda gerçekleşirse, kadın o kadar güçlenir ve doğum daha fizyolojik bir akışla ilerler.

Doğum sadece fizyolojik değil psikolojik bir süreçtir. Her kadının bedenini yeniden keşfettiği güçlü bir yolculuktur. Bu süreçle ilgili daha fazla bilgi almak, destek almak ya da doğuma hazırlanmak istersen bana ve doğum psikoloğumuza ulaşabilirsiniz.

 

Kaynakça

  • Buckley, S. J. The Hormonal Blueprint of Labor. Sarah J. Buckley Official Website: https://www.sarahjbuckley.com
  • Lothian, J. A. Do Not Disturb: The Importance of Privacy in Labor. Journal of Perinatal Education.
  • Michel Odent – Primal Health
Yorumlar
Yorum Yap